Kentdeha – Deha TV Radyo

AYRIK OTU (18 ARALIK)

AYRIK OTU (18 ARALIK)
EYLEM ŞİMŞEK
EYLEM ŞİMŞEK( eylemsimsek@kentdeha.com.tr )
29 views
18 Aralık 2019 - 9:04

TELEVİZYONDAN KORKUYORUM

Televizyon da çalışıp televizyondan korkmak da ne ola ki?

*

Daha önceki köşe yazılarımda paylaşmıştım sanırım 15 yaşımdayken radyo ile tanışıp radyo programcısı olarak meslekte yer bulmaya çalışan, henüz işimin ne denli önemli olduğunun idrakine bile varmadan kendimi mesleğimde çok başarılı olarak görüyordum. Bunun olması gayet normaldi çünkü mikrofon ya da kamera insanın heyecanlanmasına, ne diyeceğini bilememesine neden olur fakat ben bu ilk sınavı sorunsuz atlatmış ve gayet başarılı bir şekilde işimi yapmaya başlamıştım. Yıllar geçti o ilk heyecan dolu yıllarımda yaptığım programlardan bir tanesinin kaydını buldum, kaset tabi ama dinleyecek bir teyp bulmak zor olsa da dinledim, aman tanrım o nasıl bir felaket?  Ne söylediğim belli, ne dinleyiciye verdiğim önemli bir konu var, bilgi yok, sadece dönemin popüler şarkılarını çalıp bunun üzerinden saçma sapan cümleler kuruyorum. Üstelik bağırarak konuşuyorum. Oysa o yıllarda bu işte en başarılı bendim ya da bana öyle geliyordu. Radyo biraz delilik isteyen bir meslek, yalnız başınıza bir odada sizi dinleyen var mı, yok mu? Bilmeden konuşuyorsunuz, eğlenceli mi elbette inanılmaz keyifliydi. Ancak yıllar geçti, teknoloji gelişti ve radyo o eski tadını benim için kaybetti. Artık bilgisayarda tüm şarkıları sıralayıp sadece bir düğmeye basarak yayın yapabiliyorsunuz. Bu da haliyle bana bir zamanlar kaset ya da cd ile yaptığım yayınlardan sonra yavan ekmek tadı veriyor.

*

Sonra Radyo yayıncılığından Televizyon yayıncılığına terfi ettim. Terfi ettim çünkü televizyon radyodan daha zor, karşınızda kimse olmadan konuşmak radyoda kolaydı ama burda bir de kamera var. Televizyon maceram o dönem Esma Toksoy’un itiştirmesi ile oldu. Ve ben yine yıllar sonra yaptığım televizyon programlarımı izlediğimde saçma sapan sorular sorduğumu elimi nereye koyacağımı bilemediğimi mikrofonu bile düzgün tutamadığımı gördüm. Hani başarılıydım, öyle deniliyordu. Sonrası iplik söküğü misali, bir bakıyorsunuz dışarıda röportajdasınız, bir bakıyorsunuz haber yazmaya muhabirlik yapmaya başlamışsınız, bir bakıyorsunuz haber sunuyorsunuz. Fakat ne yaparsanız yapın bu meslekte oldum artık en iyiyim diye birşey olmuyor, hep gelişmek, hep öğrenmek, hep kendinize daha fazlasını eklemek zorundasınız. İster TRT’de ister BBC’de çalışın devamlı öğrenmek zorundasınız.

*

Dışarıdan bakınca yaptığımız iş hem çok eğlenceli hem de çok kolay görünüyor.

Bu nedenle taliplisi çoktur mesleğimizin. Ben mekteplisi değilim dediğim gibi minik bir çocukken başladım. Mektepli olunca da astar yüze, yüz astara olmuyor. Çünkü hem teorisi hem pratiği olan bir iş. Üzülerek söylemek durumundayım ki Üniversitelerde de pratiğinin öğretilmesi pek mümkün değil.

*

Genç arkadaşlar okuldan mezun olduktan sonra işe başlamak için genelde yerel kanalları tercih ederler fakat artık yerel diye bir kanal türü kalmadığını artık milyonlarca kanalın Dünyaya yayın yaptığını belirtmek durumundayım. Haliyle işe başlayan bu genç arkadaşlarımız dışarıdan bakınca eğlenceli ve kolay görünen mesleğimizin okulda öğretildiği gibi olmadığını fark ederek oldukça zorlanıyorlar. Çünkü o cezbedici beyaz ekranda olmak birçok sorumluluğu da beraberinde getiriyor.

Mesleğimizin etik ve temel görevleri var; bilgilendirme, yönlendirme, eğitme, duyguları dile getirme, toplumsal ilişki kurma, uyarma. Mesai kavramı olmaksızın çalışırız, ast üst ilişkisinden çok usta çırak ilişkisi vardır, her yerde ve her zamanda hal ve hareketlerimize dikkat etmek zorundayız, her şeyi bilmek zorunda olduğumuz düşünülür ancak her şeyi bilmediğimizi düzgünce ifade etmek durumundayız, bize söylenenler eğer paylaşılmaması gerektiği beyan edildi ise sır olarak kalmalıdır, gerçekliğine inanmadıklarımızı ispat edilmediği sürece hemen kabul göremeyiz, her mevki ile iletişim halinde olduğumuz için sadece ekranda değil her yerde ve kişilerin konumuna göre konuşmalıyız. İşte tüm bu saydıklarım bu işin en zor yanları, haliyle gençlerin hayalleri kırık, beklentileri bitik oluyor işlerine başladıklarında.

Ve bakalım televizyonda çalışan birisi neden televizyondan korkuyor?

*

Tüm yukarıda yazdıklarım aslında mesleğimizi tanımlamakta yetersiz kalsa da en yalın hali ile anlatmaya çalıştım. Bunların olmadığı her konu, olay, durum, televizyon, gazete, radyo, internet medyası ve diğer medya yayınlarında mevcut. Televizyonu açtığımda avazı çıkana kadar bağıran, durmaksızın insanlara laf sokup gönderme yapan, her şeyi bilen ama hiç bir şeyden haberi olmayan yani mesleğimizin ne kadar etik kuralı var ise kullanılmayan televizyonlar. Haliyle onları izlerken asimile olup onlara benzemekten korkuyorum.

*

Sadece televizyon mu? Elbette hayır.

*

Çevreme baktığımda herkes işinin ehli, çok başarılı işinde ama cümleler devrik, söylemler eksik, bilgiler yetersiz, sadece 5N1K kuralı ile ki çoğu onu da pek başaramayan, elinde cep telefonu ile kahvaltılı tüm basın toplantılarına koşan herkesin medya mensubu, gazeteci, yayıncı, haberci olduğunu görüyorum.

Sen çok mu başarılısın, sanki sen yapmıyorsun, sana ne ki bundan gibi birçok şey söylenebilir bana, kabulümdür ama canım meslektaşım, kendime her geçen gün bir şeyler katabilmek adına hep araştırdım, doğru mu diye sorguladım, öğrenmek için ne gerekiyorsa yaptım ve sanırım bu işte olması gereken en önemli noktada çok hassasım bana söylenenlerin nedenini, nasılını sorguladım ve hala yapmaktayım. En iyi ben olmayayım, sen ol, ol da en iyisi ol. Öyle internet sayfalarından işin ucunu kaçıran cümleler ile daha yazdıklarından ne demek istediğin anlaşılamazken, kurduğun cümlenin “yarısı ııı, şeeey” ile havaya uçarken, kalkıp başkalarını eleştirme. Medya savaşları oynama, henüz 3-5 yılını verdiğin işimizi yanlış hareketlerde bulunup basite alınmasına neden olma.

*

Elbette bu yazdıklarım genelleme değil, işini yıllardır yapan ve bilen, bana da öğreten, ahlaklı çerçevede yapan öyle güzel meslektaşlarım ve dostlarım var ki, okurken üzerine bile alınmayacaktır. Çoğu tebessüm edecektir.

*

Kendime pay biçmeden geçmem elbette, ben çok başarılı bir bir muhabir olmayabilirim, çok iyi bir haber spikeri, en iyi programları yapan da ben değilim, kendimce başarılı olduğumu düşündüğüm tek nokta iyi bir sesim olduğu ve bunu kullanma imkânı bulduğum. Geriye kalan her kısmında hala kendimi geliştirmek için çaba harcamakta, çalışmaktayım.

*

Kısacası sen kendini övmeyi bırakıp işini layığıyla yaptığında zaten toplum, okuyucun, izleyicin, dinleyicin seni takdir edecektir. Öyle havalı ve üst perdeden cümleler kurmak yerine, haklılığın ve donanımın ile en küçük harflerle yazsan bile söylemek istediğin duyulacak, görülecektir.

Bu haftanın tavsiyesi özellikle meslektaşlarıma, kitap olarak imla kılavuzu ve TDK güncel sözlük, dinlemek için kelimelerin telafuzları yine TDK Güncel sözlükte mevcut ve son olarak film, gerçek olaylardan senaryoya uyarlanmış oldukça başarılı yayın ve yayım örneği olarak SPOTLİGHT filmini tavsiye ederim.

Kalın sağlıcakla…

Eylem Şimşek

Not: Yazılar ile ilgili hukuki sorumluluk yazarların kendilerine aittir.