Kentdeha – Deha TV Radyo

HER AÇIDAN (04 MART)

HER AÇIDAN (04 MART)
ABDİL YAŞAROĞLU
ABDİL YAŞAROĞLU( abdilyasaroglu@kentdeha.com.tr )
49 views
04 Mart 2020 - 18:00

8 MART’A GİDERKEN

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar gününe az kaldı. Çıkış noktası unutulmaya yüz tutmuş bu yüzden ben yeniden ve kısaca hatırlatmakta fayda görüyorum. Daha fazla bilgi edinmek isteyen olursa bunun üzerine dolaylı ve dolaysız yollardan yazılmış yüzlerce kitap bulabilirler.

Dünya Kadınlar Günü’nün kökleri, işçi hakları hareketlerine dayanıyor ve 8 Mart Birleşmiş Milletler tarafından da Dünya Kadınlar Günü olarak kabul ediliyor.

*

8 Mart 1857 tarihinde ABD’nin New York kentinde 40.000 dokuma işçisi daha iyi çalışma koşulları istemiyle bir tekstil fabrikasında greve başladı. Ancak polisin işçilere saldırması ve işçilerin fabrikaya kilitlenmesi, arkasından da çıkan yangında işçilerin fabrika önünde kurulan barikatlardan kaçamaması sonucunda çoğu kadın, 129 işçi can verdi.

26-27 Ağustos 1910 tarihinde Danimarka’nın Kopenhag kentinde 2. Enternasyonale bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi (SPD) önderlerinden Clara Zetkin, 8 Mart 1857 tarihindeki tekstil fabrikası yangınında ölen kadın işçiler anısına 8 Mart’ın “Internationaler Frauentag” (International Women’s Day – Dünya Kadınlar Günü) olarak anılması önerisini getirdi ve öneri oybirliğiyle kabul edildi.

*

İlk yıllarda belli bir tarih saptanmamıştı fakat her zaman ilkbaharda anılıyordu. Tarihin 8 Mart olarak saptanması ise 1921’de Moskova’da gerçekleştirilen 3.Uluslararası Kadınlar Konferansı’nda (3. Enternasyonal Komünist Partiler Toplantısı) gerçekleşti. Adı da “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” olarak belirlendi.

Birinci ve İkinci Dünya Savaşı yılları arasında bazı ülkelerde anılması yasaklanan Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün, 1960’lı yılların sonunda ABD’de de anılmaya başlanmasıyla daha güçlü bir şekilde gündeme geldi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın “Dünya Kadınlar Günü” olarak anılmasını kabul etti.

Ne var ki Birleşmiş Milletler’in sitesinde günün tarihine ilişkin bölümde, kutlamanın New York’ta ölen işçilerin anısına yapıldığı yazılmamıştır.

*

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nden bahsetmişken bir de kadınları her türlü köleliğe iten ama kitabıyla ama filmiyle ülkemizi kasıp kavuran bir filmden bahsetmek istiyorum. “Grinin Elli Tonu” dediğinizi duyar gibiyim.

Bu kitaplar – kitaplar diyorum zira bir seri yazıldı – okuyucuyla buluşup ardından filmi de vizyona girdiğinde, herkes garip bir merak, bir beklenti, bir heves içindeydi. Düşünsenize, bir ev hanımının elinden çıkan kitabın filme dönüştürülmesi ve içerisindeki “garip” sahneler insanları kendisine çekti. Bununla birlikte birçok eleştiri de beraberinde geldi. Bu da yetmezmiş gibi bir de devam filmi çekildi…

GRİNİN ELLİ TONU

Filmi ya da kitabı bir şekilde biliyorsunuz zira duymamanız ya da okuyup seyretmemeniz mümkün değildi… O kadar çok konuşuldu ki hakkında mutlaka haberiniz olmuştur diye düşünüyorum. Bu sebeple filmi anlatmayıp sorunlu yanlarından bahsedeceğim.

*

Öncelikle kadının kendi kutsalı vardır. Kadın bu kadar zayıf bir varlık değildir. Bu filmdeki amaç kadını metalaştırmak ve bu durumu kadınların gözünde de normalleştirmek yatıyor. Tecavüze, tacize uğrayan kadınlar tarafından da normalleştiriliyor. Yani aslında bir endüstriden söz ediyoruz. Ama kadın böyle bir şey değil.

Erkeğin ekonomik durumunun “milyarder” sınıftan seçilmesi de ayrıca sorulması gereken bir soru; neden zengin bir adam seçilmiş? Kadının zengin, erkeğin fakir sınıftan seçilmesi belki bir anlam ifade edebilirdi ancak bu anlamsızlıklarla dolu bir çalışma.

*

Kıza ilk olarak PC alıyor sonra hediyelerin ve kıza sunduğu refahın ardı arkası kesilmiyor. Burada dolandırıcılık var, hem film/kitap endüstrisi açısından hem de kadının alınıp satılabilen bir nesneymiş gibi sunulmasından dolayı.

Kadın çok özeldir ve kadının tutkuları kendine özeldir. Burada erkek kadını tekelleştiriyor. Kendi arzuları üzerinden kadını kendisine hizmetkâr kılıyor. Bu ve benzeri (Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler, Ahmet Altan – Aldatmak, ki bu kitapta adam kadını gördüğü yerde kadınla birlikte olur) yazı ve filmlerin edebiyat olarak sunulması çok saçma. Çünkü edebiyat dışında her şeye hizmet ediyorlar.

Mesela Madam Bovary, bu kitapta kadın kocasını aldatır ancak bunun bir alt yapısı vardır. Kocası kadının tutkularını karşılamıyor ve kadını küçük düşürüyor, burada kadının aldatıyor olmasının altyapısı olmasından dolayı normal karşılanabilir(!). Öte yandan bu ve benzeri yayınlarla edebiyatın bu şekilde davranması ahlaksızlıktır. Çünkü bunları okuyan birçok kadın düşünsenize özellikle Doğu’dan gelmiş birçok kadın öğrenci bu ve benzeri durumlara maruz kalıyor – saflıklarını ve doğallıklarını yitiriyorlar ve üç kuruşluk insanların masalarına meze oluyor ve hayatlarını saçma sapan düzeni olmayan bir düzen üzerine temellendiriyorlar. Dolayısıyla kadın, kendisini sürekli ispatlamak ve namuslu olduğunu vurgulamak zorunda kalıyor.

*

Sözün özü kadını burada dövdürtmem, kadını feda etmem. Bunun ötesinde yapılacak her yorum da filmde savunulanlara iştirak etmek olacaktır. Dolayısıyla bunun ötesinde bir eleştiri de yapılamaz.

Cinsel ve sınıfsal sömürüye son vermek adına, savaşsız barış dolu yaşanabilir bir dünya yaratmak adına, eşitlik, özgürlük ve demokrasi adına, emeğin değerinin katlanması talebimizle, kadınlarımızın “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” şimdiden kutlu olsun.

Abdil Yaşaroğlu