Kentdeha – Deha TV Radyo

MOR, BEYAZ VE YEŞİL (09 MAYIS 2022)

MOR, BEYAZ VE YEŞİL (09 MAYIS 2022)
Aybüke Taştan( aytastan97@gmail.com )
22 views
09 Mayıs 2022 - 0:00

“…ne sizden değerliyiz ne de sizden daha az değerli…”

Kararlılık, mücadele ve acılarla elde edilmiş bir hak… Kadın hakları ve feminizm denilince akıllarda yer etmiş olan bir film “Suffragette”

İzleyip de etkilenmemenizin imkânsız olduğu film, Britanyalı kadınların seçme ve seçilme hakkı gibi haklara sahip olma yolunda verdikleri mücadeleyi konu alıyor. Filmin geçtiği dönemde kadınlar erkeklerle aynı işi yapıp aynı maaşı almıyor, kanun önünde eşit sayılmıyor ve hatta kendi çocukları üzerinde bile söz hakkına sahip olamıyorlar. Üstelik erkekler tarafından da çok kötü muamelelerle karşılaşıp sessiz kalmak zorunda bırakılıyorlar. Bu şekilde sindirilmiş kadınlar buna bir yerde dur demeleri gerektiğine karar veriyor ve diyorlar ki “Kanunlara saygılı olmamızı mı bekliyorlar? O zaman kanunları saygılı yapsınlar.”

*

Direnmeye karar veren kadınlar birleşerek bir mücadele başlatıyor ve sonunda da başarılı oluyorlar. 1928 Britanya’sında kadınlar ilk kez oy kullanma hakkına sahip oluyor. Filmde bütün anlatılanların özeti niteliğinde bir replik çarpıyor göze:

“…ne sizden değerliyiz ne de sizden daha az değerli…”

*

Bu etkileyici filmden daha etkileyici olan şey ise hikâyenin gerçek olmasıdır. 19. yüzyılın sonlarında geçen olayda herhangi bir alanda söz sahibi olamayan kadınlar bazı eylemler düzenlediler. Kadınları bayraklarında ve rozetlerinde kullandıkları üç renk temsil etmekteydi: Mor, beyaz ve yeşil. Mor renk itibar, beyaz saflık, yeşil ise umut anlamına geliyordu.

Suffragette olarak bilinen direnişçi kadınların hareketi bir çığ gibi büyüyerek tüm dünyaya yayıldı. Direnişin sembolü kadınlara “Suffragette” diyen kişi ise Charles E. Hands adlı gazeteciydi. Bu kelime oy hakkı anlamı taşıyan “Suffrage” kelimesinden türetilmiş olup kadınlar oy istemekle kalmayıp onu almaya yeltendiler anlamına geliyordu ve o dönem kadınlarla dalga geçmek için kullanıldı.

*

Çeşitli hakaretlerle yaftalanan hatta hapse atılıp işkence gören kadınlar toplum nezdinde kabul edilmedi, anormal ve hanımefendi olmamakla suçlandılar. Çünkü kadınların asıl görevi anne ve eş olmaktı. Bu tür çığırtkanlıklar bir hanımefendi için doğru değildi ve onu erkek gibi gösteriyordu. Kadınlıktan yoksun olarak nitelendirilen Suffragetteler, tanrının düzenine de karşı geliyordu onlara göre.

Toplum baskısı, kendi aileleri tarafından bile kabul görülmeme, çocuğunun elinden alınması ve bilumum işkenceye rağmen ayakta kalan kadınlar, bugün “Feminizm” olarak bilinen ideolojinin temelini oluşturdu. Üç dalga halinde gerçekleşen feminizmin ilk dalgası işte bu cesur kadınlardı.

*

Bugün bir kadın olarak sizlere kendi iç dünyamı yazılar aracılığıyla ulaştırabiliyorsam, eğitim alma, seçme ve seçilme özgürlüğüne sahipsem en büyük nedeni 19. yüzyılın sonlarında başlayan bu direniş hareketidir. Kadınlar için alması yıllar süren, çok acı sonuçlar doğuran bu sürecin asıl hedefi görünür olmaktı. Bir insan olarak Dünya üzerinde varlığınızı ispat etme savaşı sizce de çok acı değil mi? Buna gerek duyacak şekilde yaşamak, sadece seçemediğiniz bir bedende, cinsiyette doğduğunuz için toplum önünde kabul görmemek…

Dünya üzerinde hala seçme ve seçilme hakkına sahip olmayan kadınlar var. Hala ikinci plana atılan, söyledikleri umursanmayan birçok kadın var. Bu açıdan bir Türk kadını olarak bize her zaman değer vermiş, seçme ve seçilme hakkına pek çok ülkeden önce erişmemizi sağlayan Atatürk’e ve o dönemlerde bir kadın hakları savunucusu olan Nezihe Muhiddin önderliğindeki tüm kadınlara teşekkürü borç bilirim.

*

Kısacası, biz kadınlar atamıza ve görünür olmak adına savaş veren binlerce, milyonlarca kadına, yarattıkları akım olan feminizme çok şey borçluyuz.

Yalnız feminizm günümüzde anlaşılamayan bir olgu olmaya devam ediyor. “Feminizm nedir?” diye sorsak maalesef pek çok kişi kadının erkeğin üzerinde görüldüğü bir ideoloji olduğunu söyleyecektir. Ancak gerçek bundan farklı.

*

Feminizmin asıl hedefi kadınlar ile erkekleri eşit konuma getirmektir. Bunu da yüzyıllardır süregelen ataerkil düzene başkaldırarak yapmak zorundadır. Çünkü hiçbir şey yıkılmadan yenisi inşa edilemez. Eşit bir toplum istiyorsak ataerkilliği yıkmamız ve kadınlarımızı güçlendirmemiz gerekir. Neticede hepimiz insanız ve aynı geminin yolcusuyuz. Filmde de bahsedildiği gibi, ne sizden daha değerli ne de sizden daha az değerliyiz.

Aybüke Taştan

NOT: Yayımlanan yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazara aittir.