Kentdeha – Deha TV Radyo

BEYZANUR & MEHMET ÜNAL İLE MÜTEMMİM CÜZ (23 MAYIS 2022)

BEYZANUR & MEHMET ÜNAL İLE MÜTEMMİM CÜZ (23 MAYIS 2022)
Mehmet Ünal( av.tr.mehmetunal@gmail.com )
62 views
23 Mayıs 2022 - 0:00

NEDEN-2?

Geçen yazımızda hukukun üstünlüğü endeksi araştırması doğrultusunda ülkemizin geldiği noktayı ele alarak birtakım çıkarımlarda bulunmuş ve sormuştuk: Meksika, Angola ve Mali gibi ülkelerin de gerisinde bir Türkiye, NEDEN? Kendi vatandaşının dahi adaletine güvenmediği hukuk sistemine sahip bir Türkiye, NEDEN? Tarihi ve kültürü adil hükümdarların varlığı ile dolu bir medeniyete sahip Türkiye’nin geldiği bu hazin nokta, NEDEN?

Evet. Her gün yeni bir gündem ve olayla uyandığımız ülkemizde, vatandaş olarak umutların tükendiği, yarına dair hayallerin söndüğü bir girdaba sürükleniyoruz. Bu net. Demokratik ve hukuk devleti işleyişi içerisinde kalmayan her türlü uygulama ve düzenleme, vicdanlarda bir yaraya daha sebep oluyor, vatandaşların devletle olan bağına -ki bu bağın en kuvvetli kaynağı ve besleyicisi devletin adaletli olmasıdır- zarar veriyor, ekonomik çarkların sağlıklı işlemesine ve ülkeye yatırımcı gelmesine engel oluyor. Netice şu; adalet/hukuk demek devlet demek, ekonomi demek, özgür ve haklarını elde etmiş bireylerden oluşan toplum demek, yani hukuk demek her şey demek.

*

(Yazılarımın siyasi içerikli bir yazıya dönüşmesini istemem ancak siyasetin hukuk başta olmak üzere her alana burnunu sokması nedeniyle aslında ben siyaset alanına girmiş olmuyorum bizatihi siyasiler ve siyasi konjonktür hukuk alanına müdahil oluyor! Onun için affınıza sığınarak ucundan kıyısından, içinde bulunduğumuz devre ve önceki devirlere bağlı kalmaksızın genel olarak siyaset sahnesini aralamalıyım.)

*

M.S. 870-950 yılları arasında yaşamış ünlü Türk-İslam filozofu Fârâbî, İdeal Devlet (El-Medinetü’l Fâzıla) kitabında, erdemli şehrin yöneticisinin özelliklerinden bahsederken özetle şunları sıralar: “…Yönetici, kendisine söylenen her sözü konuşanın amacını ölçerek kolayca anlayabilme yeteneğine de sahip olabilmeli. Anladığı, gördüğü, duyduğu şeyleri kolayca zihninde saklayabilme yeteneğine sahip olmalı, hemen hemen hiçbir şeyi unutmamalıdır. Çok zeki ve uyanık olmalı, bir şeyle ilgili bir delili gördüğü zaman onun neye işaret ettiğini kolayca sezebilmeli. Zihninde bulunan her şeyi kolayca ifade edebilme yeteneğine sahip olmalıdır. Bilgi edinmeyi ve öğrenmeyi sevmelidir. Doğası gereği doğruyu ve doğru insanları sevmeli, yalandan ve yalancıdan nefret etmelidir. Yemeği, içmeyi, cinsel zevkler peşinde koşmayı sevmemeli ve onları arzulamamalıdır. Gümüş, altın ve benzeri cinsten dünyevi amaçlar peşinde koşmamalıdır. Yüksek ruhlu olmalı, şerefi, ululuğu sevmeli, ruhunu aşağılık ve çirkin olan şeylerin üzerinde tutmalıdır. ADALETİ VE ADİL İNSANLARI SEVMELİ, BASKI VE ZULÜMLE HAREKET EDEN İNSANLARDAN NEFRET ETMELİDİR. Başkalarına karşı insaflı olmalıdır. Baskıya maruz kalan insanlara acımalı, güzel, asil ve doğru gördüğü şeyleri desteklemeli, ADALETİ UYGULAMAYA DAVET EDİLDİĞİNDE ONU GERÇEKLEŞTİRMEDE İSTEKSİZ VE İNATÇI OLMAMALIDIR…” ben söylemiyorum. Devrin en üst düzey filozofu söylüyor. İdeal devlet için yönetenlerin; adaleti ve adil insanları seven kişiler olması, baskı ve zulümle hareket eden insanlardan nefret etmesi gerektiğini, adaleti uygulamaya davet edildiğinde onu gerçekleştirmede isteksiz ve inatçı olunmaması gerektiğini söylüyor.

Varmak istediğin yer neresi avukatım? Varmak istediğim yer şu: hukukun, adaletin tesisi için hukuk ve adalet içerisinde hareket eden ve hareket etmeyi seven, konuştuğunda doğruyu söyleyen, verdiği sözde duran, emanete riayet eden yönetici/yöneten iradesi/kadrosu olmalıdır. Bizim ülkemizde, her gelen iktidara göre hukuk değişir sistem değişir ise adaletin A’sında kalmaya, hukuka ilişkin her türlü araştırmada da sınıfta kalmaya devam ederiz. Göğsümüzü kabartan, övünerek hayırla yâd ettiğimiz değerlerimiz, veciz tarifler içerisinde ideal devlet ve yönetici vasıflarını taa asırlar öncesinde ortaya koymuş iken ülke olarak geldiğimiz nokta için sorulabilecek tek soru NEDEN?’dir.

*

Basit ve bir o kadar da zor bu hasletler, elbet bir gün toplumun ekserisinde ve bir vücutta neşvünema bulacaktır. Ancak realiteden uzak kalarak da Polyannacılık oynamak beyhude kürek çekmek olacaktır.

*

Kıymetli okuyucum,

Kendisini son adalet savunucusu bir şövalye sanan, hayalperest ve saf bir yaşlı Don Kişot değiliz. Akıl ve bilim ışığında olabiletesi yüksek olan şeylerin arkasında koşan hukukçuyuz,  bu ülkenin vatandaşıyız, bu ülkenin genciyiz. NEDEN’leri sormalı, NASIL’lara ulaşmalı, demokratik ve hukuk düzeni içerisinde bir toplum için adımımızı -büyüklüğüne bakmaksızın- atmalıyız.

*

Derler ki Nasreddin Hoca’nın kadılığı da vardır. Yani vazifeli olduğu beldede insanların hukuki davalarına şeriat ölçüleri dairesinde bakar, hâkimlik yapar…

Adamın biri Nasreddin Hoca’nın makamına telaşla gelir. Tarlasına giren ineğin mahsulüne zarar verdiğini, ineğin sahibinden davacı olduğunu anlatır. Hoca adamı dinler, hak verir. İnek sahibinin derhal cezalandırılması gerektiğini söylemeye davranacakken hocanın yanındakilerden biri ineğin Nasreddin Hoca’ya ait olduğunu söyler. Hoca oturduğu yerden cübbesini şöyle bir savurur ve “Gelsin o zaman kara kaplı kitap” der. Alır kitabı eline. Hemen karar verebilecekken davayı uzatır da uzatır…

*

Yargının siyasallaşması, son sözü söyleme makamında olanların kararlarını adaletin yerini bulması için değil de belli ideoloji ve menfaatler için vermesi belki de insanlık tarihi kadar eski bir meseledir. İşimiz zor, yolumuz uzun.

Kalın sağlıcakla.

Avukat Beyzanur & Mehmet Ünal

NOT: Yayımlanan yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazara aittir.