Kentdeha – Deha TV Radyo

KÖY ENSTİTÜLERİ VE DAHASI… (30 MAYIS 2022)

KÖY ENSTİTÜLERİ VE DAHASI… (30 MAYIS 2022)
Aybüke Taştan( aytastan97@gmail.com )
16 views
30 Mayıs 2022 - 0:00

“En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır” Mustafa Kemal Atatürk

“Bir ülkenin en sağlam kalması gereken kolu nedir?” derseniz “eğitim” derdim. Eğitim sistemi iyiyse gelecek de o denli iyidir bence. Fakat cehalet bir kâbus gibi üzerimize çökmüş pusuda bekliyorken Denizli’de geçenlerde örnek olacak bir harekete imza atıldı. Bozkurt ilçesinde kapanan bir köy okulu yeniden açıldı. Sazköy’de birden fazla kişinin işbirliği ve desteğiyle hayata geçen proje Jale İncekol’un “Okulum Açılsın” belgeseli sayesinde dikkatleri üzerine toplamıştı. Belgeseli mutlaka izleyin derim. Köy okulunda kara tahta ile okumuş herkesin yüreğine bir nebze de olsa dokunacak bir iş olmuş. Kadınlar için kurs merkezi, kütüphane ve müze olarak artık faal durumda olacak olan okul gerçekten müthiş görünüyordu ve buradan aldığım ilhamla Köy Enstitülerini anlatmak istedim sizlere.

*

İlkokul öğretmeni yetiştirmek üzere kurulan köy enstitüleri,17 Nisan 1940’da açıldı ve Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından Türkiye’ye özgü bir proje olarak yönetildi. O dönemlerde okuma yazma sayısı oldukça düşüktü ve bu sebeple halkın bilgilendirilmesi, iş ve eğitimin birleştirilmesi gerekiyordu. Mezun olanlar hem öğretmen hem de toplumun kalanını eğiten örnek birer vatandaş haline gelmeliydi.

Projenin temelinde köylerde yaşayan ilkokul mezunu akıllı çocukların köy enstitülerinde yetiştirilip tekrar köylere gönderilip öğretmen olarak çalışmaları fikri yatıyordu. Çünkü o dönemde sayısı bir hayli az olan okullarda öğretmenlik yapanlar köy okullarında çalışmak istemiyordu. Bunu daha çok zorunluluk olarak gördüklerinden gönüllü bir şekilde çalışan öğretmen sayısı çok azdı. Biliyorsunuz ki, her iş severek yapıldığında değerlenir. Öğretmenlik gibi başka hayatlarda iz bırakacak bir meslek ise sevilmeden yapılamaz. Bu sebeple öğretmenlik zorunluluktan değil gerçekten büyük bir sevgiyle yapılacak bir iştir.

*

Peki, köy enstitülerinde neler öğretiliyordu? En başta tarım gibi uygulamalı dersler vardı hatta bu dersleri işlemek için okullar tarlaların yanına inşa edilmişti. Her okulun kendisine ait arı kovanları, hayvanları, bağları gibi çalışabilecekleri atölyeleri vardı. Bu sayede uygulamalı ve doğru bir şekilde üretim yapılabiliyordu. Bunun yanında okuma yazma ve temel bilgiler kazandırılıyor, müzik ve dans gibi derslere de yer veriliyordu. Kısacası bu okulun mezunları çiftçilikten sağlıkçılığa, marangozluktan müzisyenliğe kadar her şeyden temel düzeyde faydalanıp eğitim alıyorlardı.

Fakir Baykurt, Hatun Birsen Başaran, Talip Apaydın, Ümit Kaftancıoğlu, Ali Dündar ve Pakize Türkoğlu gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler yetiştiren bu okullar, Hasan Ali Yücel’in bakanlıktan ayrılmasına kadar devam etmişti. Sonraki Milli Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer döneminde de köy öğretmen okullarına dönüştürülen bu okullar 1954 yılına gelindiğindeyse kapatılmıştır. Toplam 17.251 köy öğretmeni yetiştirilen köy enstitülerinin kapanması bugün bile tartışılan bir konudur.

Tartışılır çünkü cahil bir topluma bu kadar çok öğretmen kazandırmış, eğitim seviyesini yükseltmiştir. Tartışılır çünkü tam yerinde ve zamanında atılan bir adıma mani olunmuştur. Tartışılır çünkü günümüzde bile birçok konuda yetersiz kalan eğitim sistemi o dönemde temel bilgi ve beceri olarak verilmiştir.

*

“Neden kapatıldı?” sorusunun ise birden çok cevabı var aslında. Dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün Milli Eğitim Bakanı ve yardımcısını görevden almasının ardından cereyan eden süreç ile ilgili konuşan İnönü “Köy Enstitülerinin kapanmasından duyduğum acıyı tarif edemem. Bir babanın evladını kaybetmesinden duyduğu acı gibi duyarım.” demiş ve bazı kontrol edemediği olaylar olduğunu dile getirmiştir.

*

Çoğu da dedikodu hükmünde olan bu söylentilerden birkaçı da bu okulların komünist ve dinsiz yetiştiren birer fuhuş yuvası olduğu yönündeydi. Tanıdık geldi değil mi?

Günümüz toplumunda üniversiteler de aynı muameleyi görüyor öyle değil mi?

Buruk bir tebessüm, sitemkâr bir iç çekiş ile okuduysanız şayet, aynı şeyleri hissediyoruz demektir. Tarih tekerrür mü ediyor dersiniz?

*

Tekerrür eden bir tarih varsa tekerrür eden bir cevap da olmalı. Tıpkı o dönemlerde “Köylere giden enstitü mezunları kendilerini birer Atatürk zannediyorlar.” diyen milletvekili Emin Sazak’a cevaben “Bu çocukların her birinin birer Atatürk olması temenni edilir.” diyen Hasan Ali Yücel gibi.

Sazköy’den gelen ilhamla köy okullarına ve oradan da başka bir yaraya parmak bastık bugün. Cehalet her zaman büyük bir özgüven ile karşımıza dikilmeye, bizler de onunla savaşmaya kanımızın son damlasına kadar devam edeceğiz. Çok okuyan çok araştıran bir toplum olma yolunda kulaklarımız tıkalı bir şekilde gerekirse ateşin üzerinde yürüyeceğiz. Çünkü gelecek nesiller bugünlerimize, bugünlerimiz ise eğitimimize bağlı. Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi “En büyük savaş, cahilliğe karşı yapılan savaştır.”

Aybüke Taştan

NOT: Yayımlanan yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazara aittir.