Kentdeha – Deha TV Radyo

YAŞANMAYAN ÇOCUKLUKLAR (13 HAZİRAN 2022)

YAŞANMAYAN ÇOCUKLUKLAR (13 HAZİRAN 2022)
Aybüke Taştan( aytastan97@gmail.com )
18 views
13 Haziran 2022 - 0:00

“Çocuklar donmamış beton gibidir; üzerine ne düşerse iz yapar.” Haim Ginott

Ne garip şey değil mi şu çocukluk? Neşemizi, özlemimizi orada saklıyoruz. Ne kadar büyürsek büyüyelim içimizde bir yerde taşıyoruz çocuk yarımızı. Bazen köşede duran çekingen biri olarak bekliyor görülüp duyulmayı bazen de sahneye atılıp renklere boyuyor hayatımızı.

İnsanın en saf hali olarak tanımlarım ben çocukluğu. Sevdiğini de sevmediğini de yürekli bir şekilde söyleyebilecek kadar da merttir. Dolayısıyla çocukluk burnumuzda tüter çünkü hiçbir zaman o yaşlardaki kadar yürekli ve sevgi dolu olamayız. Ancak bir de çocukluğunu yaşamamış yetişkinler vardır ki, onların bir yanı hep eksiktir.

*

Çocukluğu yaşayamamak ne demek? Hepimiz bir anne kucağında açarız gözlerimizi dünyaya ama kimse o kolların bizi ömür boyu saracağının bir garantisini veremez. Bazılarımız hiç tanışmaz mesela annesiyle, bazılarımız tanışır ama kısa sürer tanışıklığı. Birkaçımızın yarası derindir, en güvendiği limanı olan annesi onu koca dünyada bir başına bırakabilir.

İşte böyle yetişkinler bir anda büyümek zorunda kalmış çocuklardır. Ellerinden şeker alınmış, ağızlarına bir damla bal çalınmıştır onların. Gerisini istemezler ama hiç. Kaderlerine razı gelmek ile yükümlendirmiştir hayat onları.

*

“Coğrafya kaderdir” der İbn-i Haldun. Biraz daha detaya inersek doğduğumuz ev bile kaderimizi belirler. Sokağın öbür ucunda duran bir evde açsaydık mesela gözlerimizi o zaman daha farklı bir hayata atılırdık şüphesiz. Yani bütün hayatımız gözlerimizi nerede açtığımıza bağlıdır. Bazı evlerden çocuk kahkahaları gelirken bazı evlerdeki çocuklar erkenden büyümek zorunda kalmıştır.

Dedik ya, kimi dünyaya yalnız gelmiş ve bir anda büyümek zorunda bırakılmıştır, kimi de yalnız olmasa bile yalnızdır aslında. Erken büyüyen çocuklar nesilden nesile de farklılık gösteriyor üstelik. Hiç bunun üzerine düşünmüş müydünüz?

*

Annem 76 doğumlu, babam ondan da büyük. İkisi de erken yaşta çalıştırılmış çocuklar. Geçen gün yine bir arkadaşımla konuşurken o da kendi annesinden bahsetti. Aslında bu yazımın ilhamı da ondan geldi. Çok küçük ve çok zayıf olan annesi tekstil gibi ağır işçilik gerektiren bir yerde çalışmak zorunda bırakılmış. Kim tarafından? Babası tarafından elbette.

Bir nesil kursağında kalan çocukluk ile yaşamış düşünebiliyor musunuz? İp atlaması gereken yaşta tekstilde, sanayide çalıştırılan çocuk yetişkinler bizlerin anne ve babasına dönüştü. Şimdinin rol modelleri, kendi yaşadıklarını çocuklarının yaşamasını istemedi ve onlara çocukluklarını armağan etti aslında.

*

Belki de bu zincirde çocukluğunu iyi yaşamış, gerçekten çocuk gibi sokaklarda koşturabilmiş bir nesil 90’larda çocuk olanlar. Bense 90’ların sonunda doğup 2000’lerin başında çocuk olmuş bir birey olarak ucundan yakalamışım çocukluğu. Anne ve babamın bana verdiği armağanı ben de çocuklarıma vadediyorum. Benim gibi tüm 90 ve 2000’lerin başında çocuk olmuş olanlar “Şimdi sıra bizde” dese de günümüzde çocuklar çocuk olmak istemiyorlar.

Bunun aslında pek çok nedeni var. İlki, artık insanlara güvenimiz kalmadığından çocuklarımızı tek başına bir yerlere gönderemememiz. İkincisi, sosyal medya. Bütün çocuklar apartman çocuğu olup, sokaklardan cıvıltılar yankılanmadığından beri evde yalnız bırakılan çocuğun eline bir telefon ya da tablet verilmeye başlandı. Zaten günümüz çocukları teknolojinin içine doğduklarından bu dünyanın yabancısı değil yerlisiydi.

*

Bildikleri bir dünya olan internet evreninde yaşamak onlar için sokakta oynamaktan daha eğlenceli hale geldi ve bu da bir anda büyümeye heveslenen çocuklar yaratmamıza neden oldu. Çok çok küçük yaşta olmasına rağmen sosyal medyadan gördükleri abilerine ablalarına özenerek yaptıkları her hareket ise onların çocukluklarını kaybetmesine yol açtı.

Çocuklar çok hızlı büyüyorlar ne yazık ki. Alkol, sigara kullanımı ve cinsellik gibi çocuk ile bağdaştırılmayacak şeyler ortaokul çağına kadar düştü. Ortaokulda okuyan bir kişi çocuktur hatta lisede okuyan bir kişi de çocuktur. Bir çocuktan beklenildiği şekilde davranmaları gerekir. Oyun oynar, yaramazlık yaparlar ama siyaset konuşmaz çocuklar. Çok soru sorar, çok hayal kurar ve bu kadar erken büyümeye çalışmazlar. Özellikle lise çağındaki çocukların giyim kuşam ve davranışlarına baktığınızda büyüme hevesini ve kaynağını görebilirsiniz.

*

Bir neslin elinden alınan çocukluğu şu an bir nesil kendi kendinin elinden alıyor. Buna izin vermememiz lazım. Çocuklar çocuk kalmalıdır. Çünkü yaşanmayan çocukluk bir yerlerde mutlaka saklanır. Saklambaç oynuyoruz zanneder, saklanır ama mutlaka bir gün ortaya çıkar. Zamanında yaşanmayan her duygu gibi o da bizi yaralamak için bekler.

Aybüke Taştan

NOT: Yayımlanan yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazara aittir.